Uzun yıllardır varlık gösteren dünyaca ünlü şirketlerin geldiği son nokta ve onları örnek alan küçük şirketlerin umudu olan bir olgu, bir kültürdür marka… Sanayi devriminden sonra standart üretimle birlikte başlayan rekabet, firmaların daha çok satış odaklı olması markayı doğurdu… Aynı sektörde yer alan farklı şirketler rekabetin sadece ürün bazlı olmadığını anladıklarında bambaşka bir dünya yaratacaklarının ne kadar farkındalardı acaba?
Tüm dünya 1900’lü yılların başında üretim endeksi olarak ivme kazanınca rekabet bambaşka noktalara gelmeye başlamıştı. Yenilik, ürün geliştirme, inovasyon gibi kavramlar gelişirken en önemlisini en son gelmişti, marka olmak!
Şirketler satış grafiklerini artırırken sektörde rekabette artmaya başlamıştı. Peki rakiplerden nasıl ayrışacaklardı? işte bu soru her geçen gün şirketlere yeni bir anlayış yeni bir farkındalık yarattı..
Doygunluk noktasında ürünü geliştirmek artık yeterli değildi, uygun kampanyalar yapmakta yeterli olmadı.. İşte tam bu sırada reklam ajansları hizmet verdikleri şirketlere hedef kitleleriyle duygusal bağ kurmaları gerektiğini söyledi… ( altını çizerek ve tekrar söylüyorum REKLAM AJANSLARI )
Böylece marka olgusu kendini geliştirmiş ve geleceğe yeni bir kapı açmış oldu. Artık geri dönüşü olmayan yep yeni bir dünya yazılmaya çizilmeye ve konuşulmaya başlandı… Marka olmak gerçekten o kadar derin ve anlamlı ki..
Dünya firmaları marka olgusunu müşterilerilerine öyle güzel sunuyorlardıki kıskanmamak elde değildi… Nike kısaca “just do it” derken, Mercedes” mühendislik” vaatlerinden bahsediyordu… Tüm markalar artık vaatlerden hizmet kalitesinden bahsediyor müşterileriyle duygusal bir bağ kuruyor, bambaşka bir şirket ve ürün profili çiziliyordu..
Yakın zamanlarda hepinizin bildiği Dominos pizza lezzetli pizzasından bahsetmeyip 30 dk hızlı servisiyle dikkat çekiyordu.. İnanılmaz doğru bir iletişim ve vaat yönetimiydi, çünkü zaten bir pizza lezzetli olmalıydı ve sonra müşterisine ne vermesi gerektiğini bilmeliydi.. Dominos pizza öyle güzel bir iş yaptı ki diğer rakiplerinde hızlıca ayrıştı.. İşte marka olmak böyle bişeydi.. Vaat vermek ve yerine getirmek.. Zaten lezzetli olan pizzalarının varlığından bile bahsetmeden sadece 30 dk.’da teslim süresi, tüm ülkede pizza akla gelince Dominos olmasının tercihi oldu.. Tabi bu kampanyadaki en önemli idda 30 dk.’yı aşan teslim süresinde pizzaların bedava olmasıydı. İşte bir markanın vaadi, iddası ve müşterisine bunu gerçekleştirdine dair samimi kanıtı… Özellikle politikalarını okudum ve gecikme durumda ödeme alamadıkları pizzalardan kesinlikle kendi çalışanlarını sorumlu tutmadıkları bildiriyorlardı.. İşte markanın gücü…
Günümüzde insanlar samimi ve ilgili markalar istiyorlar, birçok büyük global ve ulusal firmalarda bunun farkındalar ve böyle davranmaktadırlar… Ülkemizde de artık bu durumu anlamış ve marka olgusunu yaşatan yüzde yüz yerli ama global firmalarımız var.. Bu da gurur verici tabi…
Fakat üzülerek söylemek gerekirse daha gitmemiz gereken çok uzun yolumuz var. Her ne kadar global markalarımız olsada marka olma anlayışını henüz kavramayan ya da çok yanlış anlayan yüzlerce hatta binlerce şirketimiz var…
İş hayatım boyunca o kadar acayip insanlarla karşılaştım ki inanamazsınız… hepsini sizlere yazacam ama bu marka konusunda en acayibini söylemek istiyorum çünkü her konuda olduğu gibi bu konuda da herşey yanlış anlaşılmış…
Bir gün ofisimi biri aradı. Telefonda şirketi için bazı işler talep ettiğini söyledi, ona bazı sorularım olunca konuşmada uzadı.. arada bana şöyle bir cümle kurdu: Mehmet Ali bey biz zaten markayız, adımızı tescil ettirdik. dedi. Her ne kadar içimden gülsemde olayın vahimliği inanılmazdı.. Bey efendi, şirket adının marka tescili yaptırınca, marka olduğunu zannetmesi inanılmazdı.. Gülsem mi, ağlasam mı bilemedim doğrusu…
Marka olmak gerçekten derin ve bir o kadar uzun bir yoldur. Tüzel kişiliğinize ruh katmak, hizmet ya da ürününüzü farklılaştırmak ve bunu sunum şeklinizi müşterilerinizin beğenisine sunmak… gerçekten çok başka ve profesyonel bir iş…
Marka olmanın sonucu çok iyidir, insanlar sizi konuşur, sizi tercih eder, sizi arar, sizi en yakınına tavsiye eder, bazen sizinle uyur, bazen sizinle uyanır… Marka olmak ticari geliri en yüksekte elde etmek olduğu gibi manevi doygunluğada neden olur…
Ama bu seviyeye ulaşmak ve orada olmak işin en zor kısmıdır.. İşte bu yüzden Marka olmak isteyen her şirket, her insan, her fabrika mutlaka ama mutlaka reklam ajanlarından ya da marka danışmanlarından destek almalıdır…
Unutmayın bu gün basit bir hayatınız olsada yarın ünlü bir marka olmamanız için hiç bir neden yoktur…
Yarınlarda buluşmak ümidiyle…
Mehmet Ali Yelkovan Creative Director